21 Temmuz 2021

İGEME | İhracat Geliştirme Merkezi

İşimiz ihracat Gücümüz Türkiye. Dün Bugün Yarın Daima

Post-Covid Döneminde Türkiye’nin İhracatta Global Rolü

Covid sonrası dünyada birçok alanda değişimler başladı ve bu yeni değişimleri de beraberinde getirmeye devam ediyor. Mart 2020’de başlayan süreçle birlikte hayatımızda üretimden dağıtıma, seyahatten eğitime kadar farklı alanlarda bir çok değişiklikler meydana geldi.

Bireylerle birlikte ülkeler de bundan fazlasıyla paylarını aldılar. Birçok ülke alışılagelmişliklerini değiştirmek zorunda kaldı. Sınır kapılarının kapatılması, alışveriş tarzlarının değişimi, tüketim alışkınlıklarının farklılaşması gibi daha birçok şey sıralayabiliriz.

Türkiye’de gün geçtikçe buna ayak uydurmaya başladı. Ülkemiz son gelişmelere ek olarak yaşanan devalüasyonlarla birlikte ekonomide daha rekabetçi bir hal almaya başladı. Türkiye, doların değer kazanmasıyla birlikte yurt dışı pazarları için daha cazip hale geldi. Özellikle Endonezya, Hindistan ve Malezya gibi ülkelerin küresel üretimdeki paylarına ortak olma fırsatına yaklaştı. Gerek fiziki üretim altyapısıyla gerek teknolojide sağladığı ilerlemelerle gerek iş gücü altyapısıyla ve en önemlisi nitelikli insan gücüyle Türkiye Post-Covid sürecinde üretim bayrağını bu ülkelerden alarak Avrupa, Afrika, Ortadoğu ve Asya için bölgesel bir üretim merkezine dönüşebilir.

Başta İstanbul olmak üzere İzmir, Manisa, Gaziantep, Samsun ve Mersin gibi güçlü üretim ve dağıtım altyapısına sahip şehirlerimiz değişen dünyaya ayak uydurarak Türkiye’nin bölgesel üretim merkezi olma rolüne katkıda bulunabilirler. Zira yıllardır süregelen birikimlerimizi artık global pazarlarda kullanmanın zamanı geldi.

Türkiye’nin bölgesinde bir üretim üssü olmasının karşısında hiçbir engel kalmamıştır. 80’li ve 90’lı yıllarda gelişmiş insan gücümüz, fiziki altyapı olarak bazı eksikliklerimiz vardı. Ancak milenyumla beraber dünyaya daha entegre bir Türkiye ortaya çıktı. Bölgesel ve küresel bazda tanınırlığı arttı. Uygulanan liberal ekonomi politikalarıyla Türkiye yurt dışından son 25 yılda yaklaşık 250 milyar dolarlık sıcak para girdisine sahip oldu. Amerika ve AB merkezli şirketler Türkiye’ye ciddi yatırımlar yaptı. Ama son gelişmelerle beraber Türkiye yüzünü doğuya çevirmeye başladı. Uzakdoğu’nun küresel firmaları için Türkiye daha cazip bir hale geldi. 2018 yılında dövizde yaşanan devalüasyonla birlikte Türkiye ekonomide bazı ciddi değişikliklere gitti.

Devalüasyonu fırsat bilip güçlü altyapısıyla bölgesel bir üretim merkezi olmaya doğru yol almaya başladı. Batı dünyasıyla yaşanan siyasi, ekonomik ve askeri gerilimler Türkiye’yi Asya’ya daha da yaklaştırdı.

Aslında 2021’in ilk altı ayında yukarıda yazılanlara kanıt olarak bazı global teknoloji firmalarının Türkiye’de üretime başlaması değişen dünyada Türkiye’nin konjonktüre ayak uydurmasının kanıtı niteliğindedir.

Çinli teknoloji devi Oppo Türkiye’ye 50 milyon dolarlık yatırım yapacağını yılbaşından önce zaten açıklamıştı ve firma mart ayında İstanbul Tuzla’da yapımı devam eden fabrikasında test üretimine başladı. Bir diğer Çin menşeli üretim devi Xiaomi mart ayı sonunda İstanbul Avcılar’da üretime başladığı duyurdu. Firma, Hindistan ve Endonezya’dan sonra ücüncü büyük fabrikasını Türkiye’de kurmuş oldu. Yaklaşık 30 milyon dolarlık bir yatırım bedeliyle Türkiye’ye yatırım yaptılar. Firmanın akıllı telefon üretim hedefi ise yıllık 5 miyonluk bir üretim hacmidir. Buna ek olarak Çinli akıllı telefon üreticisi Tecno da Türkiye’de yatırım yapacağını açıkladı. Yaklaşık 25 milyon dolarlık bir yatırım bedeliyle Türkiye pazarına gireceğini duyurdu. Şirket İstanbul Pendik’te üretime geçeceğini açıkladı.

İşte bu ve benzeri haberleri yakın zamanda çok sık duyacağımız günlere girmiş bulunuyoruz. Türkiye hitap ettiği hinterlandıyla Avrupa, Asya, Afrika ve Yakın Doğu’da yaşayan yaklaşık 3 milyar insanın tüketim merkezi olma potansiyeline sahiptir.

Yani tek yapmamız gereken şey: ihracat, ihracat, ihracat. Sahip olduğumuz potansiyelle birlikte yurt içi ve yurt dışında bircok firmanın üretim için üs sececeği bir ülke olabiliriz. Bizi; Endonezya, Vietnam, Malezya gibi Güneydoğu Asya ülkelerinden ayıran çok fazla nitelikli özelliğimiz var. Bunlardan akla ilk gelen şunlardır: Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesişme noktasında yer almamız yani jeostratejik konumumuz, yakın coğrafyamızla geçmişten gelen ortak mirasa sahip olmamız yani Balkanlar’dan Basra’ya, Bakü’den Trablus’a kadar geniş bir coğrafyaya hükmetmiş olmamız, ülkemizin fiziki olarak altyapı sorunlarını çözmüş olması yani endüstriyel ve dijital altyapımızın güçlü olması, doğu ve batı medeniyetleri arasında eşsiz bir köprü kuruyor olmamız, gelişmiş insan gücüne sahip olmamız yani gençlerin iyi bir eğitim almış olmasının yanında dünyaya entegre olarak kendilerini yetiştirmiş olmaları gibi avantajlardan dolayı Türkiye, mevcut üretim üssü olan Asya ülkelerinden kendini hızla sıyırabilecek potansiyele sahiptir.

Türkiye; yerli ve yabancı bircok şirket icin Ar-Ge, tasarım, üretim, lojistik ve yönetim merkezi olabilecek ciddi bir potansiyel barındırıyor. İşte bizim de bu potansiyele yakışır şekilde kendimizi ayarlamamız ve küresel pazarlara entergre olmamız gerekiyor.

Halil Furkan

Konuşmaya Başla